Çal oğlum, durma çal, gökten yıldız çal
Arsa çal, para çal, kadın çal, kız çal.
İster başkasıyla, ister yalnız çal,
Dünyanın dibini kazıver gitsin.
Baş ol, "Yalan-dolan Komitesi" ne
Senin rezilliğin elin nesine.
Kişne her duyduğun kısrak sesine
Küheylanlar gibi tozuver gitsin.
Her yüz utangaçtır bir yaşmak ister
Çarşaf, türban bile oynaşmak ister.
Her şey birbiriyle kaynaşmak ister
Uçkuru, kemeri çözüver gitsin.
Manastıra rahip olsan da yine
Kim nazarlık takar senin şeyine.
Doğruluk, dürüstlük, mertlik neyine?
Kudurmuş kurt gibi azıver gitsin.
Maymuncuğun olsun para ve yalan
Sen kendini kolla, köşeyi dolan.
Hak, hukuk, adalet...sana ne ulan?
Yudumla içkini, sızıver gitsin.
Kimi gün saf kan at, kimi gün beygir
Yüz çeşit yüz taşı, her kılığa gir.
Beynin süzgeç olsun, yüreğin kevgir
Haramı helalden süzüver gitsin.
Onur'la, erdem'le kazanılmaz cenk
Toplumun baş tacı puştla pezevenk.
Ballanmış muzları soy hevenk hevenk
Hepsini sıraya diziver gitsin.
bir ceviz ağacıydım bir dağ başında
yalnız ama mutlu.
böcekler kemirdi gövdemi
aldırmadım.
kök saldım toprağa damar damar
dallarımı beslemek için.
ben bir ceviz ağacıydım bir dağ başında
yalnız
sahipsiz
kimsesiz.
yolculara selam verirdim uzaklardan
ağlardım geceleri sessiz sessiz.
kuşlar gagaladı yaprağımı
dallarıma taş attı çocuklar
kabuğumu soydu yılkı dönüşü hayvanlar
inat ettim, kurumadım.
ben bir ağaçtım kendi halimde
yalnız...ama mutlu...
yaprağımı yoldular dayandım
meyvemi çaldılar dayandım
susuz bıraktılar dayandım
filizli dallarımın hatırı için
nettiler neyledilerse dayandım.
ben bir ağaçtım kendi halimde
tüm gücünü dallarından alan
bir garip ağaç.
üç dal verdim yirmi yılda gencecik
üçü birbirinden körpe
üçü birbirinden güzel
üçü birbirinden güçlü.
gel zaman git zaman
irileşti, kalınlaştı dallarım
biri
bir baltaya sap oldu
biri
bir testereye.
üçüncüsü
belki kazma, belki kürek, belki nacak.
bir gün yıkılırsam eğer
aaah ne yazık !
beni yıkan bu üç dalım olacak.
1995
*** HOŞÇAKAL DEMENİN ZAMANI GELDİ ***
Güzel atlar, güzel gözlü geceler
Ay erken battı, gün doğmaz artık
Tabutların, duaların suçu ne ?
Hoşçakal demenin zamanı geldi!
Bu kızları kadavralar öpmedi
Bu tesbihin taşı kehribar değil
Ölüm değil insanın son adresi
Hoşçakal demenin zamanı geldi!
Savaştığım haklar uzakta kaldı
Seviştiğim dallar koptu, kurudu
Bulut yorgun, kartal yorgun, dağ yorgun
Hoşçakal demenin zamanı geldi.
Bir kuş havalanır çınar dalından
Her mavi bahçeden bir yıldız kayar
Bu aç gözler ancak toprakla doyar
Hoşçakal demenin zamanı geldi.
İlk aşkım, ilk kızım, ilk gönül ağrım.
Bir avcumda toprak, bir avcumda kan
Selam!..gözlerine Sürmeli Sultan!..
Hoşçakal demenin zamanı geldi.
Tabutun ucunda bir al tomurcuk
Musalla taşında bir kara yılan.
Büyüdü.. yaşlandı.. öldü bir çocuk
Hoşçakal demenin zamanı geldi.
Kerem yaşamadı, Aslı sevmedi
Leyla yalan,
Mecnun yalan,
Aşk yalan.
Yeşil arabayı çekin kapıya!
Betona gerek yok, suya gerek yok
Ne yapsanız, neyleseniz nafile
Hoşçakal demenin zamanı geldi.
40 yıl daha bekleseydim ötede
Belki aynı burçta şekillenirdik.
Belki ilk göz ağrım sen olacaktın
Son bahtım, son sevgim, güzel Bediray
Hoşçakal demenin zamanı geldi.
*** PARA ***
Para! ... dedim.
Kınından sıyrıldı paslanmış hançer
İpek oldu.
- Para! ... dedim.
Yelesini yoldu bütün aslanlar
Köpek oldu.
- Para! ... dedim.
Şeklini unuttu yuvarlak dünya
Dört köşe oldu.
- Para! ... dedim.
Yaldızını döktü altın sürahi
Bir şişe oldu.
- Para! ... dedim.
Namusuyla beraber soyundu kadın
Fahişe oldu.
- Para! ... dedim.
Suratlar değişti, fikir değişti.
Öfkeler neş'e oldu.
- Para! ... dedim.
“Geber, Kahrol! ” diyen küflü dudaklar
“Yaşa! ... Çok Yaşa! ...” oldu.
Trilyonluk krediler, sıra sıra ihaleler
Metresinizin alnında, ay ışığından hâleler
Özel uçak, helikopter ve kimbilir daha neler
Zehir-zıkkım helâl olsun, yiyin pezevenkler, yiyin !
Çıkın dağın doruğunu yanık türküler söyleyin.
Tevfik Fikret, dedenize 90 yıl önce söyledi
yiyin, dedi.
Bu sofranın her devirde olduğunu bilemedi
Sofralar değişse bile değişmeyen kafa, beyin
Sofra sofra, tabak tabak, yiyin pezevenkler, yiyin !
Yağma edin tüm evleri, girin balkoonuna kadar
Bu millet sağımlık inek, sağın en sonuna kadar
Ceketine, gömleğine ve hatta donuna kadar
Neyi varsa, neyi yoksa, yiyin pezevenkler, yiyin !
Yemekle de yetinmeyin, daha biz doymadık,deyin.
Yeraltı dünyası sizin, oyun köstebekler gibi
Haraç alın, haraç verin, yağlı kuyruk bekler gibi
Çöreklenin yılan gibi, sayldırın köpekler gibi
Ne gelirse dişinize, yiyin pezevenkler, yiyin
Sonra çekilip kenara maymun gibi gülümseyin.
İş bitiren dostlarınız her gün bir vurgun vuruyor
Yiyin ki onlar da yesin, fırsat harman savuruyor
Tümü yutkuna yutkuna el pençe divan duruyor
Kimse size hesap sormaz, hiç korkmayın, çekinmeyin
Yiyin, yiyici deyyuslar, yiyin pezevenkler, yiyin !
Babanızın malı gibi bu ülkeyi ekip biçin
Bu dolarlar, bu arsalar, bu haraçlar sizin için.
Harem kurun yalılarda, fıstık yiyin, viski için
Namus - şeref kumaşından en güzel kostümü giyin
Namus - şeref sofrasında yiyin pezevenkler, yiyin !
Yağma Hasan'ın böreği, bu gün pişer yarın pişmez
Yemeseniz başkası yer bu zengin sofra değişmez.
Dökülür dişiniz bir gün, her zaman bu fırsat düşmez
Her petekten bal yalayın, her meyveli dalı eğin
Afiyet-ül şeker olsun, yiyin pezevenkler, yiyin
***HEKİMHAN YOLLARI***
Hekimhan yolları kayadır, taştır.
Gözlerimden akan, sevgidir, yaştır.
Her acıya sebep bu dertli baştır.
Bu başı üstümden, atamadım oy!..
Ele satam dedim, satamadım oy!..
Şıp- şıpı'nın suyu kurumuş akmaz,
Ben dönmek isterim, gönül bırakmaz.
Yâra söz söylerim, yüzüme bakmaz.
Ben bu işin sırrını bilemedim oy!...
Ben böyle bir dilek ilemedim oy!...
Siyahtır saçları, tel tel dağılır.
Her telinde binbir emel dağılır,
Yaprak yaprak açar ,gül gül dağılır.
Dağıldı güllerim, devşiremedim...
Kolunu boynundan aşıramadım...
Hekimhan dağları yol oldu bana.
Taşı yastık oldu, kol oldu bana.
Bu sene bir başka hal oldu bana.
Yârınan başbaşa kalamadım oy!...
Ellerden hıncımı alamadım oy!.
1954
***DEVLET BABA DAVACIYIM SENDEN***
devlet baba davacıyım ben senden
benim oğlum ava bile gitmezdi
keklik kanı akıtmazdı korkudan
can yakmazdı
kan sevmezdi.
kim öğretti her gece köy basmayı
kim öğretti öldürmeyi, kesmeyi?
kimin bu silah
bu bomba, bu mermi, bu hançer kimin?
bayram namazı dönüşlerinde
bir kurban kesemezdi
dayanamazdı kan görmeye.
ben mi gösterdim bomba fünyesini çekmeyi
yaşlı-hasta, kadın-çocuk demeden
öldürmeyi, kan dökmeyi
ben mi bellettim?
mayın gömmesini dağ yollarına
ben mi öğrettim?
ben mi dedim terörist ol, dağa çık.
devlet baba davacıyım ben senden.
Bekaa nere, Haftanin nere
Zaho nere,
Harkuk nere ?
ben mi saldım evladımı
davul- zurna yaz-bahar
o yerlere?
seferberlikte her ev bir şehit verdik
istiklal harbinde öyle
söyle devlet baba, söyle:
sen ne verdin bunca sene?
söy - le- se- ne !..
okul dedik vermediniz
iş istedik görmediniz
halımızı sormadınız.
ben mi cahil bıraktım kınalı koçumu,
işsiz, güçsüz, aç bıraktım
düşmana muhtaç bıraktım?
üç yıl değil
beş yıl değil
on yıl değil
73 yıl...dile kolay...
doktor nedir
ebe nedir
okul nedir
öğretmen ne
hiç birini tanımadık, bilmedik
merhem diye tütün bastık yaramıza
sevmedik, sevilmedik
bir Allah'tan korktuk, bir candarmadan.
okullar yapıldı büyük kentlerde
koca koca,
yüce yüce
okullar
İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da.
hiç birine
kendi okulunu kendin yap,
diyen olmadı.
sıra bize gelende:
kumunu bul, taşını bul
usta senden, ırgat senden
okul senden
dediniz.
derdimizi bilmediniz.
devlet baba davacıyım ben senden.
sırtındaki o tüfengi
ben mi omuzuna taktım
ben mi yıkadım beynini bu oğlanın?
fidanlar dikmişti kapı önüne
el uzatıp meyvesini yiyemedi
doyamadı gençliğine
kurbanlık koç
kınalı koç gibi alıp gittiler.
örgütsel kitaplar varmış
kaset varmış, dergi varmış
ben mi yazdım, ben mi bastım bunları
kim okuttu,
kim eğitti,
kim öğretti?
ben bu tasa süt koymuştum
nerden geldi bu taze kan?
gül-çiçek ekmiştim bu tarlaya ben
nerden çıktı bu ısırgan otları?
sizin kitabınız nerde?
sizler neler öğrettiniz?
seçimden seçime uğradınız buralara
sonra defolup gettiniz.
benim oğlumu nettiniz?
bu cansız cesedi neyleyim şimdi?
bu ceset benim değil
benim değil bu evlat
pişmanlık yasası senin olsun
ceset senin olsun, af senin olsun
bana evladımı verin.
devlet baba davacıyım ben senden.
***YÂR SELÂMI***
Ak mektupta yâr selâmı
Sivas çorabında nakış
Malatya'dan ipek mendil
Mendil, çorap yâr selâmı.
Kuzu postu kara-beyaz
Kokulu sabun yollamış
Zincirli ayna yollamış.
Zincirlerde yâr selâmı.
Bir tutam saç ,pek gibi
Kemik saplı bir tabanca
Bir küçük kesede fişek
Her kovanda yâr selâmı.
O îşlemiş bu keseyi
Bu boncuklar, bu püsküller
Göz yaşını nakış etmiş
Her nakışta yâr selâmı.
Gelin sandığından çıkmış
Bu mendiller, bu çoraplar
Türkü yakmış çenet çenet
Her türküde yâr selâmı.
* Bu şiir, ARGUVAN ağzıyla türkü formatında bestelenmiştir.
*** BİRİ VAR***
Gözümde özleyiş , gönlümde acı
Alnımda sevdanın sıcak teri var.
Bana benden yakın, benden yabancı,
İçimde dolaşan, gezen biri var.
Ey hayalet!.. Artık uzaklaş benden!
Bitsin ruhumdaki bu derin boşluk.
Bir şey duymuyorum gülümsemenden
Sarmıyor ruhumu aşk ve sarhoşluk.
Ey hayalet!.. Artık uzaklaş benden!
Ey kadeh!.. Parçalan gururum gibi.
Nerde içkilerin buruk lezzeti?
Eri ey son ışık!.. Eri mum gibi
Taşıyamam kalpsiz bir iskeleti
Ey kadeh!.. Parçalan gururum gibi.
Niçin ağlıyorum... Bu acı neden?
Neden bakışlarım dumanlı yine?
Kim, beni yıllardır perişan eden?
İnandım, herşeyin faniliğine...
Niçin ağlıyorum... Bu acı neden?
Ah!.. Evet... Biri var... yalnız değilim
Yanan sigaramdan O yükseliyor.
Birini arıyor boşlukta elim,
Boşluktan içime sesler geliyor.
Ah!.. Evet... Biri var... yalnız değilim.
Biri var, biri var... evet, biri var...
Ne benden kaçıyor, ne bırakıyor...
Simsiyah saçları ve gözleri var...
Beynimi bir kezzap gibi yakıyor.
Biri var, biri var... evet, biri var...
Kapa pencereyi... kapa çocuğum...
Odama bir gölge bile girmesin.
Ve sonra perdeyi kapa, çocuğum,
Beni benden başka kimse görmesin.
Kapa pencereyi... kapa çocuğum...
Ne kapımı çalan garip postacı
Ne beni bekleyen, özleyen bir yar.
Bana benden yakın, benden yabancı,
İçimde dolaşan, gezen biri var.
*Selahaddin İnal tarafından bestelenmiştir.
Usul: Düyek , Makam: Buselik
***HİÇ***
Sen gülersin, çapkın derler
Ben gülerim,
Suç olur...
Sen bakarsın,ben bakarım,
Söylemesi
Güç olur...
Sen söylersin, ben söylerim,
En sonunda,
Hiç olur...
| ***YOK ARTIK TAHAMMÜLÜ BU ATEŞE GÖNLÜMÜN*** |
Makam : |
Kürdilihicazkar |
|
Usül : |
Düyek |
| Yok artık tahammülü bu ateşe gönlümün |
Beste : |
Selâhattin İnal |
| Yakacaksan yak bitir , söneceksen sön artık |
Güfte : |
Şemsi Belli |
| Hasretinle eridim nice aylar seneler |
|
|
| Yakacaksan yak bitir , söneceksen sön artık |
|
|
***BİR YANGININ KÜLÜ***
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin
Madem ki son şarkının kırık bir güftesiydin
Neden yarım bıraktın neden bırakıp geçtin
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin
Ne çok sevmiştim seni ne çok hatırlar mısın?
Aşiyan yollarından ses versem duyar mısın?
Hâlâ beni düşünür ve hâlâ ağlar mısın?
Bir bahar seli gibi yolumdan akıp geçtin
Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin
Makam : Hicâz (Nim Sofyan)
Beste : Muzaffer İlkar
Güfte : Şemsi Belli
*** LEKE***
Biri zevk için açardı kollarını
Dişi dişi etrafa
Öbürü geçimini temin ederdi
Nasılsa düşmüştü bir defa
Ama ne yazsanız ne deseniz nafile
Kaderin kanunu buydu
Birinin adı hanımefendi
Ötekinin ki Orospuydu.
***BEN PÜLÜMÜR'LÜ ALİ HAYDAR***
Ben Pülümür’lü Ali Haydar
Babamı Seyyitler vurdu çok zaman önce
Bir ayağı sekili
Bir doru kısrak için
Bir anam kaldı
Bir de ben
Anamın adı: Gülistan
Ama
Guley Ana derler bizim dağlarda
Anama
Guley Ana’m
Şehir diye yalnız Pülümür’ü gördü bir defa
Neydi, ne içindi unuttum
Dayımla birlikte gelmişti Pülümür’e.
Çuval dokumasını bilir Guley Ana’m
Ata binmesini de bilir
Dua eder İmam Cafer aşkına
Düzgün Baba’ya adak adar
Adak adar ki Düzgün Baba’ya
Oğlu Ali Haydar kurtarsın kendini
Kopsun bu dağlardan kurtulsun
Okuma yazma öğrensin Ali Haydar
Dilce öğrensin
Devlet kapısına girsin
Guley Ana’m silah kullanmasını bilir
Dua etmesini bilir.
İmam Hüseyin’i Seyit Rıza’yı
Kurşun yarasını yağla dağlamasını
Oğlunun ardı sıra ağlamasını
Bilir Guley Ana
Türkçe bilmez, dilce bilmez...
Anamın adağı tutmuş
Yedi yaşında kopmuşum o dağlardan
Önce Pülümür’de sonra Elazığ’da okumuşum
Nalbant Ali’nin sayesinde.
İlkokul, ortaokul derken
Biraz geç, biraz erken
Kendimi lisede buldum.
Dik kafalılığım yüzünden mi
Yoksa başka sebepten mi oldu bir kez
Nalbant Ali’nin evinden kovuldum.
Dağ yolları kadar zor geldi üç yıllık lise
Pülümür’lü Ali Haydar’a
Sonra Ankara.
Ayakkabı boyadım, gazete sattım
Hamallık yaptım toptancı halinde Ankara’da
Bu arada.
Fakülteye devam ettim sersefil.
Anamın dileği olsun diye
Ne iş buldumsa o işi tuttum
Pülümür’ü, anamı unutmadım ama
O dağların dilini unuttum.
Tam yedi yıl olmuştu anamı görmeyeli
Guley Anam
Adak adamıştı Düzgün Baba’ya
Oğlu Ali Haydar okusun diye
Bir mutluluk duydum garipçe
Anamın dileği oldu dedim
O dağları, o köyleri, yaşlı anamı
Ziyaret etmek istedim.
Ben Pülümür’lü Ali Haydar
Okuma-yazma bilen kravat takma bilen
Bulvarda gezme bilen
Ortaokul mezunu, lise mezunu
Ve hukuk fakültesi mezunu
Pülümür’lü Ali Haydar’ım ben.
Canım isterse yargıç olurum
Türk ulusu adına kararlar veririm yasalara uygun
Yakası sırmalı kara cübbeler giyebilirim kürsüde
Canım isterse savcı olurum, avukat olurum...
Ben Pülümür’lü Ali Haydar
Guley Ana’nın oğlu Ali Haydar’ım ben
Ver elini bizim dağlar
Elazığ, Tunceli, Bingöl ver elini
Hukukçu Ali Haydar geliyor
Guley Ana ekmek yağla tedarik gör
Pülümür’lü Ali Haydar geliyor
Oğlun geliyor Guley Ana...
Bir telgraf çektim nalbant Ali’ye
Haber salsın müjde versin Guley Ana’ma
Cümle hısım akrabaya
Cümle ahaliye haber salsın.
Konu komşu büyük küçük
Ev damına dolup dolup taştılar
Bir haylov tutturdu kadınlar
Haylovun başında anam
Ağlaştılar ağlaştılar ağlaştılar...

Buruş buruş olmuş anamın yüzü
Elleri buruş buruş
Mavi damarlı buruşuk ellerini öptüm
Güley Ana’mın
_Nasılsın, eyi misin Ana?
Anam benim yüzüme bakar pel pel
Ben anamın yüzüne
İkimizde de ses yok, seda yok.
Ben Pülümür’lü Ali Haydar
Ben yargıç adayı Ali Haydar
Ben savcı adayı Ali Haydar
Ben avukat adayı Ali Haydar
Ben Guley Ana’nın oğlu Ali Haydar
Ben Roma Hukukunu bitirdim
Mutum, demositum, kommadatum, pagnnus
Zilyetlik, vazülyetlik mürürüzaman
Temerrüt, şifa hakkı, irtifak hakkı
Seneler yığılsa bile kafama
Hiçbiri aklımdan silinmez
Ben Guley Ana’nın oğlu Ali Haydar
Ben anamın dilini unutmuşum
Anam benim dilimi bilmez
İki dilsiz gibi
Pel pel bakarız birbirimize
Selaaaaam ana ile oğlu birbirinden koparanlar
Selam size...
*** DAĞ KADROSUNDAN MİLİTAN KIZLARIN NOTLARI (1) ***
kod adım: Porraş
asıl adımı sen bilirsin
eğer unutmadınsa.
mezarlığın başında bir çalı var ya
bekle, geleceğim
gecenin bir vaktinde.
sesimi çaldılar benim
utanıyorum söylemeye
kızlığımı da çaldılar, insanlığımı da
Haftanin kampında.
suskunluğum
ses yokluğumdan
utancımdan.
bekle gecenin bir vaktinde
o yeşil çalının dibinde
bekle
bekle
geleceğim.
bir şeylerim yok yitirecek
beynime geçirdikleri
zincirden başka
yitireceklerimi
yitirdim.
bekle
geleceğim
ellerimde yine böğürtlen boyası
dudaklarmda türkülerimiz.
öteki kızlar da gelecek
yaşamak ölümden güzel
aşk daha güçlü savaştan.
mutsuz, militan kızların tümü
mezarlığın başında bir çalı var ya
bekle o çalının dibinde.
barışı bekle
baharı bekle
beni bekle.
geleceğim
geleceksin
gelecekler.
***DAĞ KADROSUNDAN MİLİTAN KIZLARIN NOTLARI (2)***
asıl adım : Perişan
kod adım : Umut
yaşam kapısını çaldım
kilitler paslanmış bize geçit yok
evin kapısını çaldım
yoksulluk, ilkellik çıktı karşıma.
okul kapısını çalmak istedim
okul yok ki kapı olsun.
devlet kapısını çaldım
rüşvet, torpil < defol ! > dedi.
aşkın kapısını çaldım
açan olmadı.
usandım, kapı çalmaktan
başka şeyler çaldım
başkalarından.
para çaldım
ekmek çaldım
akıl çaldım
silah çaldım.
girdim bu gizli örgüte
kanıtlamak istedim kişiliğimi
hangi hava moda ise
o çeşit havadan çaldım.
sapsarı ölüler üstünde.
kapalı kapıların yılgınlığıdır
benim yazgım.
kapıları
kapayanlar
utansın.
***DAĞ KADROSUNDAN MİLİTAN KIZLARIN NOTLARI (3)***
asıl adımı unuttum, kod adım : Hazel
yok başka seçeneğim
ölmekten, öldürmekten başka.
yaşam, yaşandığı süreçte güzel
ben yaşamadım ki
kader bana pusu kurdu, ben kadere
ödeştik
köyün altındaki çayın başında
anam çimdirirdi beni
kokulu sabunlar sürerdi saçlarıma
sonra alıp götürdüler
Bekaa Vadisi - Haftanin kampı
pençe - pençe, tırnak - tırnak
Duhok - Zaho -
sonra hudut
sonra Şırnak.
yoktu başka seçeneğim
ölmekten, öldürmekten başka.
öldüm işte !
*** ÖP! BİR DAHA ÖP!***
Bu dudaklar çürüyecek
ÖP ! BİR DAHA ÖP ..!
Ölümdür yolumuzu bekleyen
Son kilometre taşında, aşk yok,
Müzik yok, şarap yok, sevişmek yok !
Bir çukur bir ve kaç böcek
ÖP ! BİR DAHA ÖP ..!
Bu dudaklar çürüyecek ...
Eski fotoğrafları çıkar da bir bak
Şu küçük kız çocuğu sen değil miydin?
O elbise nerede?
O gözler nerede?
Bir fotoğraf bile bizden ömürlü
Zaman hep böyle azgın
Zaman hep böyle yürüyecek
ÖP ! BİR DAHA ÖP ..!
O dudaklar çürüyecek ...
O taze arzular, tatlı günahlar
Işık hızıyla eriyorlar, bak
Yarım bir şarkıdır bütün sevgiler
Anlamsız bir şiirdir yaşamak
Sen istesen de istemesen de
Zaman kollarımızdan sürükleyecek
ÖP ! BİR DAHA ÖP ..!
Bu dudaklar çürüyecek
***KANATLI KAPININ TELLİ SUNASI***
Kanatlı kapının telli sunası
Mosmor olmuş ellerinin kınası
Balınan büyütmüş sanki anası
Geçer bu güzellik sanada kalmaz.
Kanatlı kapının demir sürgüsü
Belik belik saçlarının örgüsü
Sana bu güzellik Allah vergisi
Gider bu güzellik sanada kalmaz.
Söz : Şemsi Belli ( Meftun Deliçay)
Nota : Nedim Nezihi
Yöre : Arguvan Okuyan : Muharrem Temiz
Vakıf Kayıt Sıra No : 40
Kaynak : Kültür Dizisi :1 ARGUVAN EZGİLERİ -1 Muharrem Temiz
***DEDİM – DEDİ***
-Emrah gibi-
Dedim: Güzel, bir dilekçem var sana
Aşktan yana
Dertten yana.
Dedi: Münhal yer kalmadı gönlümde.
Aşk da sana..
Dert de sana..
Dedim: çiçek olam.. Dedi: koklamam.
Dedim: mektup olam.. Dedi: saklamam.
Dedim: nabzın olam.. Dedi: yoklamam.
Dedim: inat etme.. Dedi ki: yoook yok.
Dedim: hava berbat.. Dedi: bana ne?
Dedim: ismin neydi?.. Dedi: sana ne ?
Dedim: fikrim ciddi.. Dedi: bahane!
Dedim: inan bana… Dedi ki: yoook yok.
Dedim: naylon nedir?.. Dedi: tenimdir.
Dedim: şu Kadillak?.. Dedi: benimdir.
Dedim: Rober Taylor?.. Dedi: canımdır
Dedim: canım çıksın!... Dedi ki: yoook yok.
Dedim: bu cıncıklar?.. Dedi ki: kolyem.
Dedim: bu herif kim?.. Dedi: kavalyem.
Dedim: ne iş görür?.. Dedi: bana yem.
Dedim: beni de ye!.. Dedi ki: yoook yok.
Dedim: sen esmerdin?.. Dedi: boyandım.
Dedim: ya taassup?.. Dedi: uyandım!..
Dedim: dedikodu… Dedi: dayandım…
Dedim: biraz daha!.. Dedi ki: yoook yok
Dedim: ciklet olsam?.. Dedi: çiğnemem.
Dedim: ateş bastı!.. Dedi: kaynamam!..
Dedim: bir el bezik?.. Dedi: oynamam!..
Dedim: yazık sana!.. Dedi: yoook yok.
Dedim: Güzel!... bir dilekçem var sana
Aşktan yana..
Dertten yana…
Dedi: parselledim bütün gönlümü.
Aşk da sana…
Dert de sana…
***RAPOR***
Sen akşam sularında titreşen dal gölgesi
Sen, vazolarda bembeyaz bir zambaksın
Sen, uzak sahillerde inleyen bir ney sesi,
Sen, billur mebâlardan taha tatlı.. berraksın.
Sen, akşam sularında titreyen dal gölgesi...
Sen, mavi kanatlı kuş.. çimen kokulu bahar..
Sen, ıssız delhizlere ışık veren bir nûrsun.
Sen, yemyeşil dalında henüz olgunlaşmamış nar,
Sen, leylak salkımında ışıldayan yağmursun.
Sen, mavi kanatlı kuş, çilek kokulu bahar.
Sen, bir cebir denklemi...üç meçhûlü bilinmez.
Sen, sembolik bir şiir Bodler'den daha müphem.
Sen, makale...isbat edilmeyen tez.
Sen, gözlerde yalvarış...bakışlarda son sitem.
Sen, bir cebir denklemi... üç meçhûlü bilinmez.
Sen, bir ömre müsâvi... sonu gelmeyen şarkı,
Sen, testimde yıllanmış, alevlenmiş bir meysin.
Sen, yakamda son çiçek, kadehimde son rakı.
Sen, bir hiçsin ! Ve fakat benim için herşeysin.
***DENİZ KIZI***
Uskumru derisi gibiydi elbisen
Sedef sedef
Yeşil yeşil menevişli
Renkler senin kadar oynaktı elbisende
Yosun yosun
Canlı Canlı
Gözlerin gibi yanar-döner
Duyguların kadar şanjanlı
Uskumru derisi gibiydi elbisen
Uçuk turuncular gelmiş fırçama
Deniz mavisi
Bulut mavisi
Nar kırmızısı gelmiş fırçama
Rakımı yine sensiz içmişim
Midye kabuklarını kadeh yapıp..
Renklerin hepsini sana saklamışım
Ağlamışım palete karşı
Yosun saçlı, diri vücutlu
Deniz kızları takılmış oltama
Seni hatırlamışım
Sonra uyanmışım o ıssız kumsalda
Sabaha karşı yapayalnız
Bir karpuz dilimi takılmış gözüme
Fırçamdaki bütün renkler erimiş
Ben erimişim bitmişim
İçtiğim akşamlar aklıma gelmişsin
Garsona keyifle seslenmişim:
—Uskumru ıskara, şarap, salata!
Ve sonra yeni bir resme başlamışım
Bütün renkleri
Gözyaşlarıma kata kata..
***DUVARDAKİ RESMİME***
Bir zaman lezzetli bir şarap gibi
Altın kadehlere doldun gençliğim!
Ruhumdan ses veren bir mızrap gibi
Her aşktan, her telden çaldın gençliğim!
Gönülde heyecan damarda kandın
Hayatta herşeyi ölümsüz sandın
Sevgi meydanında bir kumandandın
Kaleler fethettin.. aldın gençliğim !
Önünde diz çöktü nice kadınlar
Seller gibi çoşup, taştın her bahar
Söyle bana şimdi elinde ne var?
Beni dertten derde saldın gençliğim!
Her yüze güleni sevdin ‘yar’ dedin
Her çiçek görüşte ‘ilkbahar’ dedin
‘Yeter sevme’ dedim.. ‘Ölüm var’ dedin!
Beni yerden yere çaldın gençliğim!
Unuttum... yüzüme gülümsemeni...
‘Aldırma, gününü gün yap’ demeni
Sen de en sonunda bıraktın beni
Eski bir resimde kaldın gençliğim!
mezradan köye geldik umutla
konu-komşu var köyde, korucu var
can pazarı kardaşım dile kolay
taze peynir kokar böğürtlen çiçekleri
dağları yargılar kızıl dikenler.
adımız göçere çıktı
göçtük bir yaz sabahı Cudi' nin otlağına
kara çadırlar kurduk keçi kılından
mal-davar perişan, çocuklar sefil
çadırların kazığı oturmadan toprağa
sürdüler mal - davarı İran'a doğru
mal gitti
davar gitti
üstelik çoban gitti.
gelen bela mala gelsin demişler
doğruyu söylemişler.
canı sağ olsun bebelerimin
malı koyarsın yerine, canı koyamazsın.
pe-ke-ke-ye bıraktık Cudi'yi
yeniden ovaya göçtük
gelen vurdu
giden vurdu
bu göç bizim kaderimiz, yazımız
bu defteri yazan katip kör olsun
kalemi kırılsın kahpe feleğin
mermiyi, çuvalı, aygaz tüpünü
günahı, vebalı taşımak kolay
ölüm korkusunu taşımak ağır.
Saddam öfkelendi göçtük
Barzani direndi göçtük
teröristler vurdu göçtük.
her yıl ayrı bir nedenle
her yıl ayrı yere göçtük
göçtük rezilliklerden öteye.
giyebilirsin şalvarını Müslimo
koca evin küfletinin canları
artık sana teslimo.
gumu'nu ben bulmuşam
daş'ını ben bulmuşam
ben yapmışam bu okulu
devlet Baba sade öğretmen vermiş
onu da çekip vurmuşam.
- lo, vo çiya ?
ne arzın var ise hökümete de
arvatların
bebelerin
babaların
suçu ne
suçu ne okulun, öğretmenlerin
gelirsin
gecelerin garanlığında
yahıp gidersin
- lo, vo çiya ?
bu malı, davarı
ben beslemişem
sarı inek benim
mor goyun benim
gög boncuhnan, cıngırıhlan süslemişem
gelirsin
gecelerin garanlığında
alıp gidersin İran torpağına
lo,
vo
çiya ?
***BAŞGA TÜRKÜ BİLMİREM***
geceler ah, kara ıssız geceler
yıldızlar uyur gök gubbenin ortasında
babam uyur, anam uyur, bacım uyur
herkes uyur ötelerde.
ben
başımı
tüfengin gundağına goyar
ağlarım gizlice.
tırpanımı bileyecektim yoncalıhta
tırpan gaşlı bir gelin
bana çay getirecekti gomşu damlardan
sonra davar inecekti bayırdan aşağı
süt sağmaya gidecektik anamla
bunların hiç biri olmadı
ben tırpanı bilemeden
üç garartı belirdi yoncalığın üst yanından
göğüsleri sıra sıra fişeklik
ellerinde goca goca silahlar
- gel bizimle, bir şey sorma ! dediler
gattılar beni önlerine
başka bir şey demediler.
o geceden beri dağlardayım ben.
anam beni aç bırahtı
onlar ekmek uzattı öteden
babam derdimi sormadı
onlar yoldaş oldu bana
para verdiler, silah verdiler
yatacah yer, düşünecek şey verdiler başıma.
iki erik ağacı vardı
evimizin önünde
birlikte dikmiştik komşu Haydar'la
birlikte yiyecektik meyvelerini.
Haydar askere gitti
komanda çavuş oldu
şimdi birbirimize silah atıyoruz
evin karşısındaki kayalıklarda.
erik ağaçları kardeş kardeş
sarmaş-dolaş yanyana.
ben bunların türküsünü sevmirem
ama bu türküyü bellettiler bana
başka türkü bilmirem.
Silopi, Siirt, Cizre, Çukurca
yöreler aynı yöre
insanlar aynı insan değil !
Hizbullah çöreklenmiş Batman'a
Batman, eski Batman değil.
uçup nere gitti kuşlar
bu Kobra'lar nerden geldi
canlar eski can değil.
panzer - bomba - kurşun - mayın
tetikçiler pusuda
zaman bildiğin zaman değil.
dön yüzünü duvara, indirme ellerini
bir öfkenin salyasıdır yerdeki
kan değil.
yöreler aynı yöre
çiçekler aynı çiçek
insanlar aynı insan değil.
***BİLMECE***
Bir güzel kız çocuğu var uzakta
Siyah gözlerinde nem
İsmi benim defterlerimde sık sık geçer
Ama size söyleyemem.
Bazen düşünürüm de geçen günleri.
Bir hoş olur ürperirim
"Ben çok kadın tanıdım ama
Onu fazla sevmiştim" derim.
O güzel kız çocuğu şimdi kadındır
Günleri hem aşksız, hem tasasız
Kocası, evi çocukları vardır.
Biri oğlan, biri kız
Kim olduğunu sormayın... Söyler miyim hiç
Dallar kuruyunca eğilmez
Defterlerim, şiirlerim bilir onu sevdiğimi
Kendisi bile bilmez.
***ÜSKÜDAR TÜRKÜSÜ***
Üsküdar yolları çınar ağacı.
Leylaklar dallarda bir sevgi tacı.
Bir ömür biter de bitmez bu acı.
Ağla Üsküdarlım!...Ölen günlere…
Gözden damla damla gelen günlere.
Yollar birleşiyor Bağlarbaşı’ında
Sarmaşık gülleri mezar taşında
Gelin gittim ele onbeş yaşında.
Ağla Üsküdarlım! Soldu mineler!
Gelmiyor geriye eski seneler…
Çamlıca tepesi, bahardır… Yazdır…
Çingeneler çalar… Kemandır… Sazdır
Sahilde martılar, cilvedir… Nazdır…
Ağla Üsküdarlım! …Nazınan ağla…
Türkü ilen ağla …Sazınan ağla!...
Üsküdar vapuru sise bürünmüş.
Bahçeler besteye, sese bürünmüş.
Ağaçlar allanmış… Süse bürünmüş.
Ağla Üsküdarlım!...Yaz geldi, geçti
Heyecanlar öldü… Haz geldi, geçti.
Paket paket Üsküdar’ın taşları.
Yine çatmış narçiçeğim kaşları.
Dile gelmiş Çamlıca’nın kuşları.
Ağla Üsküdarlım!...Yollar ağlıyor.
Perdeler ah çekti, teller ağlıyor.
Beşiktaş’a duman çökmüş kararmış.
Beylerbeyi, mavi mavi morarmış.
Yıkık duvarları örümcek sarmış.
Ağla Üsküdarlım!...Yar diye diye.
İçimde özleyiş var! Diye diye…
Kısıklı bağları bahar kokuyor.
Karşıda Ortaköy bize bakıyor.
Hisarlara doğru bir nur akıyor.
Ağla Üsküdarlım!...Dolsun gözlerin
Yağmurlu bir sabah olsun gözlerin.
Çengelköy yolları leylaktır… Güldür.
Çimenler dağlara duvaktır… Teldir…
Gözler akşam renkli… Yanaklar aldır…
Hey gidi deftere karışan günler!...
Yırtılıp, ezilip, buruşan günler
Binbir dilek gizli bir tek niyette.
Sarmaşıklar açmış, duvarda, setde.
Bir ney hıçkırıyor Karacaahmet’te
Uzak tepelerden bir rüzgâr geliyor.
Neş’eyle donanmış bahar geliyor!...
Hey!...Güzel Üsküdar!...Koca Üsküdar!...
Bütün şehirlerden yüce Üsküdar!...
Sabahsız, güzel bir gece Üsküdar…
Ağla Üsküdarlım “Üsküdar!” diye!...
Bir çılgın sevgiye ömür dar diye!...