E-mail:
Şifre:
Beni hatırla
» Üye Ol » Şifremi Unuttum
• Tüm Üyeler
• Kitaplar
• Tüm Şiirler
• Tüm Yazılar
 
Online üyeleri görmeniz için
üye olmalısınız.

Şuan 1 üye online


• zeneger
• bdehmen
• murtaza
 
Nerede:
Neyi:
 
 
Kürsüde yazılanları görmek için
üye olmalısınız.

» ŞİİR OKYANUSU
» SUNSET PANSİYON AVŞA
» Ayşe EGESOY
» Nihat BEHRAM
» Yurdagül ÖZAY
» Edebiyat Defteri
» Serdar SAMANCIOĞLU
» Fotoğraf Defteri
» Mahzuni Şerif
» Sema Şehnaz YADİGÂR
» BALKAYA CAM SANAYİ







… Kuzgun
… deniz mira
 

 
 
  Anayaso

                                            

UNUTTUM şiiri Ömür Göksel tarafından 1974 yılında bestelenmiştir.

 

Şemsi Belli (1925 – 1995)

 

 

            Şemsi Belli 1925 yılında Malatya’da dünyaya geldi. Babası o zamanlarda Kızıluşaklı Şeyho adıyla tanınan Şeyho Belli’dir. Annesi Şefika Hanım Malatya’nın köklü ailelerinden biri olan Kölegiller’den Mustafa Ağa’nın kızıdır. Aslen Arapgir’in Kızıluşağı (Yenisu) köyündendir. Bu köy şimdilerde Arguvan’a bağlıdır. İlkokula Malatya’da Çarşı Mektebi’nde (günümüzde Fırat İlköğretim Okulu) başlayan Şemsi Belli (Şemsettin Belli) daha sonra Gazi İlkokuluna geçmiş bu okuldan 1937 yılında mezun olmuştur. Ortaöğrenimini Malatya Lisesi ve Elazığ Lisesi’nde sürdüren Şemsi Belli 1947 yılında Haydarpaşa Lisesi’nden mezun olmuş, Malatya’ya dönerek gazetecilikle uğraşmış, doğduğu şehirde bir süre Kervan adlı dergiyi çıkarmış ve yüksek öğrenimini yapmak üzere 1956 yılında mezun olacağı Ankara Hukuk Fakültesi’ne 1949 yılında kaydolmuştur. Günümüz şairlerinden Necati Dikmen’in annesi olan Muazzez Hanım adlı bir de kız kardeşi olan Şemsi Belli, avukatlık, gazetecilik,- muhabir, istihbarat şefi, yazı işleri müdürü-  (Vakit, Cumhuriyet, Ulus, Son Havadis, Milliyet, Hürriyet, Dünya , Medeniyet gazeteleri…), edebiyat öğretmenliği ( Cebeci Ortaokulu, Kurtuluş Lisesi, Vefa Lisesi, İstanbul Kız Lisesi, Çapa Öğretmen Okulu ve Gazetecilik Yüksek Okulu’nda öğretim görevlisi) gibi değişik görevlerde bulunmuş, radyo ve televizyon programları yapmış (1953’ten 1960’a kadar Ankara Radyosunda Adım Adım Anadolu, Kırk Gözlü Heybe, İçimizden Biri; 1959 / 1960 yıllarında Kıbrıs Radyo ve Televizyonunda Adım Adım Türkiye, 1988 / 1989 yıllarında TRT’de Şiir Bahçesi), dergiler (Kervan, Çadır, Anayasso, Şiir Defteri),ve gazeteler (Memleket, Son Posta, Ankara) çıkarmıştır. Basın  şeref kartı sahibi olmuştur. Bir ara –daha sonra çirkef diye nitelediği- siyasetle de uğraşan Şemsi Belli 1969 yılında Adana milletvekili adayı olduğu Birlik Partisi’nin genel sekreterlik görevinde de bulunmuştur. 1958 yılında Gülsen Hanım’la evlenen şairin Orhan (1960), Bengü (1961) ve Yağmur (1966) adlı üç oğlu vardır. 11 Ekim 1995 yılında beyin damarlarında oluşan tıkanıklık sonucu İstanbul’da hayata veda etmiştir.

 

            Şemsi Belli’nin ilk şiiri 1939 yılında Maceralar Dünyası dergisinde, daha sonra da 1943 yılında Orhan Seyfi Orhon’un çıkardığı Çınaraltı dergisinde yayınlanmıştır.  Halk şiiri geleneği etkisinde ilk ürünlerini veren şair daha sonra kendi çizgisini bulmuş, serbest şiire yönelmiştir. Garip şiir akımının etkisi bu dönem şiirlerinde görülür. Düzyazı şiirleri (mensur şiir) de yazan Şemsi Belli bu alanda yetkin şairlerimizden biridir ve Ümit Yaşar Oğuzcan’la birlikte çağdaşlarından bu tarz şiirleriyle ayrılır. Siyasal taşlamaları da olan Şemsi Belli, 1968’den sonra toplumcu gerçekçi akım içerisinde değerlendirilebilecek biçimde, ancak onlardan farklı olarak, yerel ağız özellikleri gösteren kırsal şiire yönelmiştir. Bu dönemin en ünlü şiiri Anayasso’dur. Yusuf Ziya Ortaç’ın çıkardığı Akbaba ve Pardon, Papağan gibi mizah dergilerinde de değişik takma adlarla mizah yazıları da yazan, bestesini Muzaffer İlkar’ın yaptığı Bir Yangının Külü adlı unutulmaz şarkının yanında birçok sevilen şarkı ve türkülerimizin söz yazarı Şemsi Belli tiyatro, gezi yazısı, anı, araştırma-inceleme alanlarında da ürünler vermiş, şiirleri İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Urduca, Arapça ve Azeri Türkçesine çevrilmiştir.

 

Yapıtları:

Köy Akşamları (Şiir - 1945)

Bahar Şarkısı (Şiir - 1949)

Başşehir Sokağı (Şiir - 1957)

Güzçiçeği 1 (Mensur şiir - 1958)

Bahar Güneşi (Mensur şiir - 1959)

Şeytan Diyor ki (Şiir - 1959)

Ağabeyim Mustafa Kemal ( Araştırma, inceleme - 1959)

Yavru Vatan’dan Notlar (Gezi yazısı - 1960)

Cumhuriyetin Eşiğinde Kıbrıs (Gezi yazısı - 1960)

Cankuşum (Mensur şiir - 1960)

Uykusuz Trenler (Şiir - 1960)

Boncuk Kutusu (Taşlama şiirler - 1960)

Karpuz Dilimi (Şiir - 1961)

İpek Kaplı Defter (Mensur şiir - 1961)

Gelin Telleri (Şiir - 1962)

Öpme Beni Bu Akşam (Şiir - 1962)

Büyük Paydos (Anı - 1962)

Satırbaşı (Şiir - 1964)

Güzçiçeği ll (Mensur şiir - 1965)

Anayasso / Doğu Anadolu Şiirleri ( Şiir - 1970)

Anayasso / 5 Bölümlük Oyun (Tiyatro - 1970)

Bir Yangının Külü (Mensur şiir - 1974)

Otopsi (Şiir - 1974)

Renkli Balonlar (Şiir - 1974)

Tükenmez Kalem (Gülmece öykü - 1974)

Ağa Kapısı (Şiir - 1975)

Çocukluğundan Liderliğine Kadar Bülent Ecevit (Araştırma, inceleme 1975)

Aşk Dersleri ( Gülmece öykü - Tarihsiz)

Babıâli- Babıâdi / Türkiye’de Basın Rezaletleri (Araştırma, inceleme - 1988)

Atatürk’ün Aşk Hayatı (Araştırma, inceleme - 1988)

Zeydo Ağa (Tiyatro - Tarihsiz)

Fikriye (Araştırma, inceleme - 1995)

Cudi / Doğuanadoludan Kanlı Şiirleri (Şiir - 2003)

Yiyin Pez…nkler Yiyin (Şiir - 2003)

 

(Kaynak: Melih Yılmaz, Bir Yangının Külü’nden Anayasso’ya Şemsi Belli)

 

 

GÜZÇİÇEĞİ  Cilt 1

5
Sana kırçiçeklerinden yapılmış kolyeler, papatyalarla işlenmiş taçlar ve güneşin yedi renginden süzülmüş kordelalar verseydim takar mıydın?

8
Yemyeşil bir bahardı...
Bahar çiçeklerinden sana demetler yapıyor, vazodaki yasemenler yerine leylaklar yerleştiriyordum...Uzaktan bir ses geldi...Çiçeklerimi yere düşürdüm...
Fırtınanın, ışığın ve bestenin sen olduğunu çok geç anladım.

30
Kutsal vücudunu saklayan kara topraklara küçük bir leylak fidanı dikeceğim...Ruhum, her akşam gün batışından sonra leylak dallarının altından seni ziyarete gelecek ve;

-Ey!...ıslak dalları salkım salkım erguvanlaşmış, ölülerle nişanlı ağaç!..diye haykıracak...Senin her yaprağında onun zerafeti, çiçeğinin her boğumunda onun eşsiz güzelliği, bayıltıcı kokusu var...

35
Varlıktan yokluğa doğru akan bir ırmaksın...Yokluğa kavuştuğun gün, sahillerinde biriken sonbahar yaprakları, nişanlı bir genç kızın saçlarına tac, veremli bir kadının mezarına çelenk olabilir...

48
Leylakları, saçların leylak koktuğu için değil; leylaklar saçların gibi koktuğu için seviyorum...

52
Göğsümün bütün düğmelerini açmak, bağrımı yeşil yaprakların serin okşayışlarına bırakmak istiyorum. Solmadan dalından düşen güz yaprakları ellerime o kadar benziyor ki!..
Beyaz ipek gömleğime mevi çiçeklerle ismini yazmak ve sonra damarlarımın en incesinden çıkan kanla sana kalbimin imzasını atmak istiyorum. Sana sahip olmak ve seni ağaç gövdelerinde düşünmek o kadar güzel ki!.

Umutsuz yalvarışlar içinde sesleniyorum size. Beni Siz den Sen`e götürmeyin!..
Özlemlerin aralık kapısı kapanmasın , fakat ardına kadar da açmayın bütün kapıları!...
Aşkın içinde yaşamaktansa , eşiğinde beklemek ne güzel !.. Evet diyen sesinizi duymaktansa evet diyeceğiniz günün özlemi ile çırpınmak !..
Beklenen şeye kavuşmaktan kuvuşulacak şeyi beklemek!...
Var olduğunuz an yok olacağınızı düşünmektense henüz var olmadığınız anlarda varolacağınız günü düşünmek!..
Yanışın hazzı içinde sönüşün acısını duymaktansa kıvılcım kıvılvım tutuşmanın başlangıç heyecanında yanış günlerinin özlemini çekmek.!..
Umutsuz yalvarışlar içinde sesleniyorum size ; Beni ilk kilometre taşından öteye götürmeyin.!.

*** BEBEKLİ KIZ ***

 

Beyaz yalısı denize karşıydı
Bebekli bir kız vardı
Pembe güllerle dolu bahçede
Üzerinde siyah okul önlüğü
Ağzında sakız vardı
Gözleri badem yeşili
Saçları bal sarısıydı...
Peteğimin tadı-tuzu
Peteğimin arısıydı...
Yalısı denize karşı
Körpe dudaklarında okul marşı
Bebekli bir kız vardı...
Aradan seneler geçti
Siyah okul önlüğünü çıkardı Bebekli kız
İpek elbiselerle dolaştı
Pembe güllerle dolu bahçede...
Körpe dudaklarına ruj sürdü
Gözlerini rimelledi
Saçı kızıla boyadı
Gözleri badem yeşili saçları bal sarısıydı...
Beyaz yalının çardak altında
Kızıl saçları gül koktu... deniz koktu...
Yalısı denize karşıydı ama:
Dudaklarında artık okul marşı yoktu
"Benim güzel manolyam..."
Şarkısını söyledi Bebekli kız
Okul marşını unuttu...
Dün tebeşir tutan elleri
Kadeh tuttu... Vale tuttu... As tuttu...
Şimdi Bebek'teki beyaz yalı
Yine masmavi denize karşı
Pembe güllerle dolu bahçesinde
Ne manolyam şarkısı, ne okul marşı,
Gelin oldu, anne oldu, kadın oldu Bebekli kız.

 

 

***EKMEK YAĞLA FATTEY BİBİ! ***

 Resim: Hülya SEZGİN
 

- EKMEK YAĞLAYAM MI GURBAN?
- YAĞLA FATTEY BİBİ YAĞLA
BU KIŞ DA KISMETİMİZ VARMIŞ BU DAĞLARDA
BU DAMLARDA
İÇECEK SUYUMUZ VARMIŞ
YİYECEK EKMEĞİMİZ VARMIŞ,
GELEN KIŞA KALAN CANLAR SEVİNSİN
SICACIK BİR SAÇ EKMEĞİ
GİBİ
AVUÇLADIM MUTLULUĞU
FATTEY BİBİ,
BU SİVİĞİ KAR YIĞILI TOPRAK DAMLAR
BU KARA ŞALVARLI ADAMLAR
TÜMÜ BENDEN BİR PARÇADIR.
BU KUNDAĞI İŞLEMELİ TÜFEKLER
BU YÜN ÇORAP, BU KIL ÇADIR
BU TAHTA ŞİMŞİR KAŞIKLAR
BU TAVUS KUŞLU GELİN SANDIĞI
BU İSLİ OCAK, BU GAZ LAMBASI
BU YIRTIK POSTALLAR, BU KUTNU FİSTAN
BU PUŞU
BU KUŞAK
BU FES
BU İZAR
TÜMÜ BİRER PARÇA BENDEN.


BU AYNA YİNE BU DUVARDA ASILIYDI;
BEN UFACIK BİR ÇOCUKTUM 7- 8 YAŞINDA
ELİMİ YÜZÜMÜ YIKARDIM SABAHLARI
KÖY PINARININ BAŞINDA.
SONRA SAÇLARIMI TARAMAK İSTERDİM BU AYNADA
AMA BOYUM YETİŞMEZDİ.
HALI YASTIKLARI ÜST ÜSTE KOYARDIM
AYNADA YÜZÜMÜ GÖRMEK İÇİN
ÇOCUK GÖRÜNTÜLERİM VARDIR BU AYNADA
PINAR SUYUNDA
GÜN IŞIĞI GİBİ
FATTEY BİBİ.


YİNE BÖYLE KIŞLAR OLURDU ZEMHERİDE
DAĞ YOLLARI KAPANIRDI
BUZ TUTMUŞ DERELER, AĞAÇLAR, İTLER
BENİ AYAK SESİMDEN TANIRDI.


ŞİMDİ YABANCIYIM SANKİ HER ŞEYE
NERDE MOR ÇİZGİLİ SARI İŞLİĞİM
BU BİBER KUTUSU, BU YIRTIK KİLİM
KİMLİĞİM, KİŞİLİĞİM...


- EKMEK YAĞLAYAM MI GURBAN?
- YAĞLA FETTEY BİBİ, YAĞLA
SUSAMIŞIM BU DAĞLARIN SUYUNA
HAMUR TAHTASINI ÇEK
BATIR ELLERİNİ UNA
SICACIK BİR SAÇ EKMEĞİ PİŞİR
TEZZEK ATEŞİNDE, KARA OCAKTA
BU TEZZEĞİN DUMANI VAR YA FETTEY BİBİ
BU İNEK YAĞI KOKUSU VAR YA
BEN BU DUMANA DA, BU KOKUYA DA SUSAMIŞIM
SUSAMIŞIM ANAMA SUSAMIŞ GİBİ
BABA OCAĞINDAN KALAN SON DALIM
İKİ GÖZÜM FATTEY BİBİ...


 
*** SESİME KULAK VER! ***

 
Çal oğlum, durma çal, gökten yıldız çal
Arsa çal, para çal, kadın çal, kız çal.
İster başkasıyla, ister yalnız çal,
Dünyanın dibini kazıver gitsin.

Baş ol, "Yalan-dolan Komitesi" ne
Senin rezilliğin elin nesine.
Kişne her duyduğun kısrak sesine
Küheylanlar gibi tozuver gitsin.

Her yüz utangaçtır bir yaşmak ister
Çarşaf, türban bile oynaşmak ister.
Her şey birbiriyle kaynaşmak ister
Uçkuru, kemeri çözüver gitsin.

Manastıra rahip olsan da yine
Kim nazarlık takar senin şeyine.
Doğruluk, dürüstlük, mertlik neyine?
Kudurmuş kurt gibi azıver gitsin.

Maymuncuğun olsun para ve yalan
Sen kendini kolla, köşeyi dolan.
Hak, hukuk, adalet...sana ne ulan?
Yudumla içkini, sızıver gitsin.

Kimi gün saf kan at, kimi gün beygir
Yüz çeşit yüz taşı, her kılığa gir.
Beynin süzgeç olsun, yüreğin kevgir
Haramı helalden süzüver gitsin.

Onur'la, erdem'le kazanılmaz cenk
Toplumun baş tacı puştla pezevenk.
Ballanmış muzları soy hevenk hevenk
Hepsini sıraya diziver gitsin.
 
 
 
***ÜÇ DAL***
bir ceviz ağacıydım bir dağ başında
yalnız ama mutlu.
böcekler kemirdi gövdemi
aldırmadım.
kök saldım toprağa damar damar
dallarımı beslemek için.

ben bir ceviz ağacıydım bir dağ başında
yalnız
sahipsiz
kimsesiz.
yolculara selam verirdim uzaklardan
ağlardım geceleri sessiz sessiz.

kuşlar gagaladı yaprağımı
dallarıma taş attı çocuklar
kabuğumu soydu yılkı dönüşü hayvanlar
inat ettim, kurumadım.


ben bir ağaçtım kendi halimde
yalnız...ama mutlu...
yaprağımı yoldular dayandım
meyvemi çaldılar dayandım
susuz bıraktılar dayandım
filizli dallarımın hatırı için
nettiler neyledilerse dayandım.

ben bir ağaçtım kendi halimde
tüm gücünü dallarından alan
bir garip ağaç.

üç dal verdim yirmi yılda gencecik
üçü birbirinden körpe
üçü birbirinden güzel
üçü birbirinden güçlü.

gel zaman git zaman
irileşti, kalınlaştı dallarım
biri
bir baltaya sap oldu
biri
bir testereye.
üçüncüsü
belki kazma, belki kürek, belki nacak.

bir gün yıkılırsam eğer
aaah ne yazık !
beni yıkan bu üç dalım olacak.

 1995
*** HOŞÇAKAL DEMENİN ZAMANI GELDİ ***

Güzel atlar, güzel gözlü geceler
Ay erken battı, gün doğmaz artık
Tabutların, duaların suçu ne ?
Hoşçakal demenin zamanı geldi!

Bu kızları kadavralar öpmedi
Bu tesbihin taşı kehribar değil
Ölüm değil insanın son adresi
Hoşçakal demenin zamanı geldi!

 
Savaştığım haklar uzakta kaldı
Seviştiğim dallar koptu, kurudu
Bulut yorgun, kartal yorgun, dağ yorgun
Hoşçakal demenin zamanı geldi.

Bir kuş havalanır çınar dalından
Her mavi bahçeden bir yıldız kayar
Bu aç gözler ancak toprakla doyar
Hoşçakal demenin zamanı geldi.

İlk aşkım, ilk kızım, ilk gönül ağrım.
Bir avcumda toprak, bir avcumda kan
Selam!..gözlerine Sürmeli Sultan!..
Hoşçakal demenin zamanı geldi.

Tabutun ucunda bir al tomurcuk
Musalla taşında bir kara yılan.
Büyüdü.. yaşlandı.. öldü bir çocuk
Hoşçakal demenin zamanı geldi.

Kerem yaşamadı, Aslı sevmedi
Leyla yalan,
Mecnun yalan,
Aşk yalan.
Yeşil arabayı çekin kapıya!
Betona gerek yok, suya gerek yok
Ne yapsanız, neyleseniz nafile
Hoşçakal demenin zamanı geldi.

40 yıl daha bekleseydim ötede
Belki aynı burçta şekillenirdik.
Belki ilk göz ağrım sen olacaktın
Son bahtım, son sevgim, güzel Bediray
Hoşçakal demenin zamanı geldi.

 

***YOK ARTIK TAHAMMÜLÜ BU ATEŞE GÖNLÜMÜN*** Makam  : Kürdilihicazkar
Usül  : Düyek
Yok artık tahammülü bu ateşe gönlümün Beste  : Selâhattin İnal
Yakacaksan yak bitir , söneceksen sön artık Güfte  : Şemsi Belli
Hasretinle eridim nice aylar seneler    
Yakacaksan yak bitir , söneceksen sön artık    

 

***BEN PÜLÜMÜR'LÜ ALİ HAYDAR***

 

Ben Pülümür’lü Ali Haydar

Babamı Seyyitler vurdu çok zaman önce

Bir ayağı sekili

Bir doru kısrak için

Bir anam kaldı

Bir de ben

Anamın adı: Gülistan

Ama

Guley Ana derler bizim dağlarda

Anama

Guley  Ana’m

Şehir diye yalnız Pülümür’ü gördü bir defa

Neydi, ne içindi unuttum

Dayımla birlikte gelmişti Pülümür’e.

 

Çuval dokumasını bilir Guley Ana’m

Ata binmesini de bilir

Dua eder İmam Cafer aşkına

Düzgün Baba’ya adak adar

Adak adar ki Düzgün Baba’ya

Oğlu Ali Haydar kurtarsın kendini

Kopsun bu dağlardan kurtulsun

Okuma yazma öğrensin Ali Haydar

Dilce öğrensin

Devlet kapısına girsin

 

Guley Ana’m silah kullanmasını bilir

Dua etmesini bilir.

İmam Hüseyin’i Seyit Rıza’yı

Kurşun yarasını yağla dağlamasını

Oğlunun ardı sıra ağlamasını

Bilir Guley Ana

Türkçe bilmez, dilce bilmez...

 

Anamın adağı tutmuş

Yedi yaşında kopmuşum o dağlardan

Önce Pülümür’de sonra Elazığ’da okumuşum

Nalbant Ali’nin sayesinde.

İlkokul, ortaokul derken

Biraz geç, biraz erken

Kendimi lisede buldum.

Dik kafalılığım yüzünden mi

Yoksa başka sebepten mi oldu bir kez

Nalbant Ali’nin evinden kovuldum.

 

Dağ yolları kadar zor geldi üç yıllık lise

Pülümür’lü Ali Haydar’a

Sonra Ankara.

 

Ayakkabı boyadım, gazete sattım

Hamallık yaptım toptancı halinde Ankara’da

Bu arada.

Fakülteye devam ettim sersefil.

 

Anamın dileği olsun diye

Ne iş buldumsa o işi tuttum

Pülümür’ü, anamı unutmadım ama

O dağların dilini unuttum.

 

Tam yedi yıl olmuştu anamı görmeyeli

Guley Anam

Adak adamıştı Düzgün Baba’ya

Oğlu Ali Haydar okusun diye

Bir mutluluk duydum garipçe

Anamın dileği oldu dedim

O dağları, o köyleri, yaşlı anamı

Ziyaret etmek istedim.

 

Ben Pülümür’lü Ali Haydar

Okuma-yazma bilen kravat takma bilen

Bulvarda gezme bilen

Ortaokul mezunu, lise mezunu

Ve hukuk fakültesi mezunu

Pülümür’lü Ali Haydar’ım ben.

 

Canım isterse yargıç olurum

Türk ulusu adına kararlar veririm yasalara uygun

Yakası sırmalı kara cübbeler giyebilirim kürsüde

Canım isterse savcı olurum, avukat olurum...

 

Ben Pülümür’lü Ali Haydar

Guley Ana’nın oğlu Ali Haydar’ım ben

Ver elini bizim dağlar

Elazığ, Tunceli, Bingöl ver elini

Hukukçu  Ali Haydar geliyor

Guley Ana ekmek yağla tedarik gör

Pülümür’lü Ali Haydar geliyor

Oğlun geliyor Guley Ana...

 

Bir telgraf çektim nalbant Ali’ye

Haber salsın müjde versin Guley Ana’ma

Cümle hısım akrabaya

Cümle ahaliye haber salsın.

Konu komşu büyük küçük

Ev damına dolup dolup taştılar

Bir haylov tutturdu kadınlar

Haylovun başında anam

Ağlaştılar ağlaştılar ağlaştılar... 

Buruş buruş olmuş anamın yüzü

Elleri buruş buruş

Mavi damarlı buruşuk ellerini öptüm

Güley Ana’mın

_Nasılsın, eyi misin Ana?

Anam benim yüzüme bakar pel pel

Ben anamın yüzüne

İkimizde de ses yok, seda yok.

Ben Pülümür’lü Ali Haydar

Ben yargıç adayı  Ali Haydar

Ben savcı adayı  Ali Haydar

Ben avukat adayı Ali Haydar

Ben Guley Ana’nın oğlu  Ali Haydar

Ben Roma Hukukunu bitirdim

Mutum, demositum, kommadatum, pagnnus

Zilyetlik, vazülyetlik mürürüzaman

Temerrüt, şifa hakkı, irtifak hakkı

Seneler yığılsa bile kafama

Hiçbiri aklımdan silinmez

Ben Guley Ana’nın oğlu  Ali Haydar

Ben anamın dilini unutmuşum

Anam benim dilimi bilmez

İki dilsiz gibi

Pel pel bakarız birbirimize

Selaaaaam ana ile oğlu birbirinden koparanlar

Selam size...

 

 

 *** DAĞ KADROSUNDAN MİLİTAN KIZLARIN NOTLARI (1) ***

kod adım: Porraş
asıl adımı sen bilirsin
eğer unutmadınsa.

mezarlığın başında bir çalı var ya
bekle, geleceğim
gecenin bir vaktinde.

sesimi çaldılar benim
utanıyorum söylemeye
kızlığımı da çaldılar, insanlığımı da
Haftanin kampında.

suskunluğum
ses yokluğumdan
utancımdan.

bekle gecenin bir vaktinde
o yeşil çalının dibinde
bekle
bekle
geleceğim.

bir şeylerim yok yitirecek
beynime geçirdikleri
zincirden başka
yitireceklerimi
yitirdim.

bekle
geleceğim
ellerimde yine böğürtlen boyası
dudaklarmda türkülerimiz.

öteki kızlar da gelecek
yaşamak ölümden güzel
aşk daha güçlü savaştan.
mutsuz, militan kızların tümü

mezarlığın başında bir çalı var ya
bekle o çalının dibinde.

barışı bekle
baharı bekle
beni bekle.

geleceğim
geleceksin
gelecekler.

 

***DAĞ KADROSUNDAN MİLİTAN KIZLARIN NOTLARI (2)***

asıl adım : Perişan
kod adım : Umut

yaşam kapısını çaldım
kilitler paslanmış bize geçit yok

evin kapısını çaldım
yoksulluk, ilkellik çıktı karşıma.

okul kapısını çalmak istedim
okul yok ki kapı olsun.

devlet kapısını çaldım
rüşvet, torpil < defol ! > dedi.

aşkın kapısını çaldım
açan olmadı.

usandım, kapı çalmaktan
başka şeyler çaldım
başkalarından.

para çaldım
ekmek çaldım
akıl çaldım
silah çaldım.

girdim bu gizli örgüte
kanıtlamak istedim kişiliğimi
hangi hava moda ise
o çeşit havadan çaldım.
sapsarı ölüler üstünde.

kapalı kapıların yılgınlığıdır
benim yazgım.

kapıları
kapayanlar
utansın.

 

***DAĞ KADROSUNDAN MİLİTAN KIZLARIN NOTLARI (3)***

asıl adımı unuttum, kod adım : Hazel
yok başka seçeneğim
ölmekten, öldürmekten başka.

yaşam, yaşandığı süreçte güzel
ben yaşamadım ki
kader bana pusu kurdu, ben kadere
ödeştik

köyün altındaki çayın başında
anam çimdirirdi beni
kokulu sabunlar sürerdi saçlarıma

sonra alıp götürdüler
Bekaa Vadisi - Haftanin kampı
pençe - pençe, tırnak - tırnak
Duhok - Zaho -
sonra hudut
sonra Şırnak.

yoktu başka seçeneğim
ölmekten, öldürmekten başka.

öldüm işte !

 

*** ÖP! BİR DAHA ÖP!***

Bu dudaklar çürüyecek
ÖP ! BİR DAHA ÖP ..!
Ölümdür yolumuzu bekleyen
Son kilometre taşında, aşk yok,
Müzik yok, şarap yok, sevişmek yok !
Bir çukur bir ve kaç böcek
ÖP ! BİR DAHA ÖP ..!
Bu dudaklar çürüyecek ...

Eski fotoğrafları çıkar da bir bak
Şu küçük kız çocuğu sen değil miydin?
O elbise nerede?
O gözler nerede?
Bir fotoğraf bile bizden ömürlü
Zaman hep böyle azgın
Zaman hep böyle yürüyecek
ÖP ! BİR DAHA ÖP ..!
O dudaklar çürüyecek ...

O taze arzular, tatlı günahlar
Işık hızıyla eriyorlar, bak
Yarım bir şarkıdır bütün sevgiler
Anlamsız bir şiirdir yaşamak
Sen istesen de istemesen de
Zaman kollarımızdan sürükleyecek
ÖP ! BİR DAHA ÖP ..!
Bu dudaklar çürüyecek

 

***KANATLI KAPININ TELLİ SUNASI***

 

Kanatlı kapının telli sunası

Mosmor olmuş ellerinin kınası

Balınan büyütmüş sanki anası

Geçer bu güzellik sanada kalmaz.

 

Kanatlı kapının demir sürgüsü

Belik belik saçlarının örgüsü

Sana bu güzellik Allah vergisi

Gider bu güzellik sanada kalmaz.

 

Söz  :    Şemsi Belli ( Meftun Deliçay)

Nota :   Nedim Nezihi

Yöre  :   Arguvan    Okuyan  :  Muharrem Temiz 

Vakıf Kayıt Sıra No  : 40

Kaynak :  Kültür Dizisi :1 ARGUVAN EZGİLERİ -1 Muharrem Temiz

 

 

***DEDİM – DEDİ***

                                                             -Emrah gibi-

Dedim: Güzel, bir dilekçem var sana

Aşktan yana

Dertten yana.

 

Dedi: Münhal  yer kalmadı gönlümde.

Aşk da  sana..

Dert  de sana..

 

Dedim: çiçek olam.. Dedi: koklamam.

Dedim: mektup olam.. Dedi: saklamam.

Dedim: nabzın olam.. Dedi: yoklamam.

Dedim: inat etme..  Dedi ki: yoook yok.

 

Dedim: hava berbat.. Dedi: bana ne?

Dedim: ismin neydi?.. Dedi: sana ne ?

Dedim: fikrim ciddi.. Dedi: bahane!

Dedim: inan bana… Dedi ki: yoook yok.

 

Dedim: naylon nedir?.. Dedi: tenimdir.

Dedim: şu Kadillak?.. Dedi: benimdir.

Dedim: Rober Taylor?.. Dedi: canımdır

Dedim: canım çıksın!... Dedi ki: yoook yok.

 

Dedim: bu cıncıklar?.. Dedi ki: kolyem.

Dedim: bu herif kim?.. Dedi: kavalyem.

Dedim: ne iş görür?.. Dedi: bana yem.

Dedim: beni de ye!.. Dedi ki: yoook yok.

 

Dedim: sen esmerdin?.. Dedi: boyandım.

Dedim: ya taassup?.. Dedi: uyandım!..

Dedim: dedikodu… Dedi: dayandım…

Dedim: biraz daha!.. Dedi ki: yoook yok

 

Dedim: ciklet olsam?.. Dedi: çiğnemem.

Dedim: ateş bastı!.. Dedi: kaynamam!..

Dedim: bir el bezik?.. Dedi: oynamam!..

Dedim: yazık sana!.. Dedi: yoook yok.

 

Dedim: Güzel!... bir dilekçem var sana

Aşktan yana..

Dertten yana…

Dedi: parselledim bütün gönlümü.

Aşk da sana…

Dert de sana…

 

 

***RAPOR***

Sen akşam sularında titreşen dal gölgesi
Sen, vazolarda bembeyaz bir zambaksın
Sen, uzak sahillerde inleyen bir ney sesi,
Sen, billur mebâlardan taha tatlı.. berraksın.
Sen, akşam sularında titreyen dal gölgesi...

Sen, mavi kanatlı kuş.. çimen kokulu bahar..
Sen, ıssız delhizlere ışık veren bir nûrsun.
Sen, yemyeşil dalında henüz olgunlaşmamış nar,
Sen, leylak salkımında ışıldayan yağmursun.
Sen, mavi kanatlı kuş, çilek kokulu bahar.

Sen, bir cebir denklemi...üç meçhûlü bilinmez.
Sen, sembolik bir şiir Bodler'den daha müphem.
Sen, makale...isbat edilmeyen tez.
Sen, gözlerde yalvarış...bakışlarda son sitem.
Sen, bir cebir denklemi... üç meçhûlü bilinmez.

Sen, bir ömre müsâvi... sonu gelmeyen şarkı,
Sen, testimde yıllanmış, alevlenmiş bir meysin.
Sen, yakamda son çiçek, kadehimde son rakı.
Sen, bir hiçsin ! Ve fakat benim için herşeysin.

 

***DENİZ KIZI***

Uskumru derisi gibiydi elbisen
Sedef sedef
Yeşil yeşil menevişli
Renkler senin kadar oynaktı elbisende
Yosun yosun
Canlı Canlı
Gözlerin gibi yanar-döner
Duyguların kadar şanjanlı
Uskumru derisi gibiydi elbisen

Uçuk turuncular gelmiş fırçama
Deniz mavisi
Bulut mavisi
Nar kırmızısı gelmiş fırçama
Rakımı yine sensiz içmişim
Midye kabuklarını kadeh yapıp..
Renklerin hepsini sana saklamışım
Ağlamışım palete karşı
Yosun saçlı, diri vücutlu
Deniz kızları takılmış oltama
Seni hatırlamışım
Sonra uyanmışım o ıssız kumsalda
Sabaha karşı yapayalnız
Bir karpuz dilimi takılmış gözüme
Fırçamdaki bütün renkler erimiş
Ben erimişim bitmişim
İçtiğim akşamlar aklıma gelmişsin
Garsona keyifle seslenmişim:
—Uskumru ıskara, şarap, salata!
Ve sonra yeni bir resme başlamışım
Bütün renkleri
Gözyaşlarıma kata kata..

 

***DUVARDAKİ RESMİME***

Bir zaman lezzetli bir şarap gibi
Altın kadehlere doldun gençliğim!
Ruhumdan ses veren bir mızrap gibi
Her aşktan, her telden çaldın gençliğim!

Gönülde heyecan damarda kandın
Hayatta herşeyi ölümsüz sandın
Sevgi meydanında bir kumandandın
Kaleler fethettin.. aldın gençliğim !

Önünde diz çöktü nice kadınlar
Seller gibi çoşup, taştın her bahar
Söyle bana şimdi elinde ne var?
Beni dertten derde saldın gençliğim!

Her yüze güleni sevdin ‘yar’ dedin
Her çiçek görüşte ‘ilkbahar’ dedin
‘Yeter sevme’ dedim.. ‘Ölüm var’ dedin!
Beni yerden yere çaldın gençliğim!

Unuttum... yüzüme gülümsemeni...
‘Aldırma, gününü gün yap’ demeni
Sen de en sonunda bıraktın beni
Eski bir resimde kaldın gençliğim!

***G Ö Ç  Z İ N C İ R İ***
mezradan köye geldik umutla
konu-komşu var köyde, korucu var
can pazarı kardaşım dile kolay
taze peynir kokar böğürtlen çiçekleri
dağları yargılar kızıl dikenler.

adımız göçere çıktı
göçtük bir yaz sabahı Cudi' nin otlağına
kara çadırlar kurduk keçi kılından
mal-davar perişan, çocuklar sefil

çadırların kazığı oturmadan toprağa
sürdüler mal - davarı İran'a doğru
mal gitti
davar gitti
üstelik çoban gitti.

gelen bela mala gelsin demişler
doğruyu söylemişler.
canı sağ olsun bebelerimin
malı koyarsın yerine, canı koyamazsın.

pe-ke-ke-ye bıraktık Cudi'yi
yeniden ovaya göçtük

gelen vurdu
giden vurdu
bu göç bizim kaderimiz, yazımız
bu defteri yazan katip kör olsun
kalemi kırılsın kahpe feleğin

mermiyi, çuvalı, aygaz tüpünü
günahı, vebalı taşımak kolay
ölüm korkusunu taşımak ağır.

Saddam öfkelendi göçtük
Barzani direndi göçtük
teröristler vurdu göçtük.
her yıl ayrı bir nedenle
her yıl ayrı yere göçtük
göçtük rezilliklerden öteye.

giyebilirsin şalvarını Müslimo
koca evin küfletinin canları
artık sana teslimo.
 
 
***Z E L İ L O***
 
***L O, V O Ç İ Y A ?***
gumu'nu ben bulmuşam
daş'ını ben bulmuşam
ben yapmışam bu okulu
devlet Baba sade öğretmen vermiş
onu da çekip vurmuşam.

- lo, vo çiya ?

ne arzın var ise hökümete de
arvatların
bebelerin
babaların
suçu ne

suçu ne okulun, öğretmenlerin
gelirsin
gecelerin garanlığında
yahıp gidersin

- lo, vo çiya ?

bu malı, davarı
ben beslemişem
sarı inek benim
mor goyun benim
gög boncuhnan, cıngırıhlan süslemişem

gelirsin
gecelerin garanlığında
alıp gidersin İran torpağına

lo,
vo
çiya ?
 
 
 
***BAŞGA TÜRKÜ BİLMİREM***
geceler ah, kara ıssız geceler
yıldızlar uyur gök gubbenin ortasında
babam uyur, anam uyur, bacım uyur
herkes uyur ötelerde.

ben
başımı
tüfengin gundağına goyar
ağlarım gizlice.

tırpanımı bileyecektim yoncalıhta
tırpan gaşlı bir gelin
bana çay getirecekti gomşu damlardan

sonra davar inecekti bayırdan aşağı
süt sağmaya gidecektik anamla
bunların hiç biri olmadı

ben tırpanı bilemeden
üç garartı belirdi yoncalığın üst yanından
göğüsleri sıra sıra fişeklik
ellerinde goca goca silahlar


- gel bizimle, bir şey sorma ! dediler
gattılar beni önlerine
başka bir şey demediler.
o geceden beri dağlardayım ben.

anam beni aç bırahtı
onlar ekmek uzattı öteden
babam derdimi sormadı
onlar yoldaş oldu bana
para verdiler, silah verdiler
yatacah yer, düşünecek şey verdiler başıma.

iki erik ağacı vardı
evimizin önünde
birlikte dikmiştik komşu Haydar'la
birlikte yiyecektik meyvelerini.

Haydar askere gitti
komanda çavuş oldu
şimdi birbirimize silah atıyoruz
evin karşısındaki kayalıklarda.

erik ağaçları kardeş kardeş
sarmaş-dolaş yanyana.

ben bunların türküsünü sevmirem
ama bu türküyü bellettiler bana
başka türkü bilmirem.
 
 
 
***B A T - M A N***
Silopi, Siirt, Cizre, Çukurca
yöreler aynı yöre
insanlar aynı insan değil !

Hizbullah çöreklenmiş Batman'a
Batman, eski Batman değil.

uçup nere gitti kuşlar
bu Kobra'lar nerden geldi
canlar eski can değil.

panzer - bomba - kurşun - mayın
tetikçiler pusuda
zaman bildiğin zaman değil.

dön yüzünü duvara, indirme ellerini
bir öfkenin salyasıdır yerdeki
kan değil.

yöreler aynı yöre
çiçekler aynı çiçek
insanlar aynı insan değil.
 
***BİLMECE***
 
Bir güzel kız çocuğu var uzakta
Siyah gözlerinde nem
İsmi benim defterlerimde sık sık geçer
Ama size söyleyemem.
Bazen düşünürüm de geçen günleri.
Bir hoş olur ürperirim
"Ben çok kadın tanıdım ama
Onu fazla sevmiştim" derim.

O güzel kız çocuğu şimdi kadındır
Günleri hem aşksız, hem tasasız
Kocası, evi çocukları vardır.
Biri oğlan, biri kız

Kim olduğunu sormayın... Söyler miyim hiç
Dallar kuruyunca eğilmez
Defterlerim, şiirlerim bilir onu sevdiğimi
Kendisi bile bilmez.

 
 
 
 
***ÜSKÜDAR TÜRKÜSÜ***

Üsküdar yolları çınar ağacı.
Leylaklar dallarda bir sevgi tacı.
Bir ömür biter de bitmez bu acı.

Ağla Üsküdarlım!...Ölen günlere…
Gözden damla damla gelen günlere.

Yollar birleşiyor Bağlarbaşı’ında
Sarmaşık gülleri mezar taşında
Gelin gittim ele onbeş yaşında.

Ağla Üsküdarlım! Soldu mineler!
Gelmiyor geriye eski seneler…

Çamlıca tepesi, bahardır… Yazdır…
Çingeneler çalar… Kemandır… Sazdır
Sahilde martılar, cilvedir… Nazdır…

Ağla Üsküdarlım! …Nazınan ağla…
Türkü ilen ağla …Sazınan ağla!...

Üsküdar vapuru sise bürünmüş.
Bahçeler besteye, sese bürünmüş.
Ağaçlar allanmış… Süse bürünmüş.

Ağla Üsküdarlım!...Yaz geldi, geçti
Heyecanlar öldü… Haz geldi, geçti.

Paket paket Üsküdar’ın taşları.
Yine çatmış narçiçeğim kaşları.
Dile gelmiş Çamlıca’nın kuşları.

Ağla Üsküdarlım!...Yollar ağlıyor.
Perdeler ah çekti, teller ağlıyor.

Beşiktaş’a duman çökmüş kararmış.
Beylerbeyi, mavi mavi morarmış.
Yıkık duvarları örümcek sarmış.

Ağla Üsküdarlım!...Yar diye diye.
İçimde özleyiş var! Diye diye…

Kısıklı bağları bahar kokuyor.
Karşıda Ortaköy bize bakıyor.
Hisarlara doğru bir nur akıyor.

Ağla Üsküdarlım!...Dolsun gözlerin
Yağmurlu bir sabah olsun gözlerin.

Çengelköy yolları leylaktır… Güldür.
Çimenler dağlara duvaktır… Teldir…
Gözler akşam renkli… Yanaklar aldır…

Hey gidi deftere karışan günler!...
Yırtılıp, ezilip, buruşan günler

Binbir dilek gizli bir tek niyette.
Sarmaşıklar açmış, duvarda, setde.
Bir ney hıçkırıyor Karacaahmet’te

Uzak tepelerden bir rüzgâr geliyor.
Neş’eyle donanmış bahar geliyor!...

Hey!...Güzel Üsküdar!...Koca Üsküdar!...
Bütün şehirlerden yüce Üsküdar!...
Sabahsız, güzel bir gece Üsküdar…

Ağla Üsküdarlım “Üsküdar!” diye!...
Bir çılgın sevgiye ömür dar diye!...

 
 
 

Radyo Hasat Popüler Turizm Tekstil Gıda San. Tic. Ltd. Şti.'nin Yayın Organıdır.
Powered by Dizaynist