GÜNEŞİN GÖZLERİ
Büyük bir şehir, işlek bir cadde. Her yerde insanların koşturmacası, kalabalık yığınlar her yerde. Günün en hareketli zaman dilimi, günün en duygusuz hali. Değişik amaçlarla bir yerlere yetişme telaşında olan insanlar, rotası beyinlerinde çizilmiş yollarda, etraflarında olanları fark etmeden, hiç kimseye ve hiçbir şeye değmeden hızlı adımlarla yürüyorlar. Vakit gölgelerin küçüldüğü, güneşin yeryüzüne sanki meydan okurcasına en tepeden baktığı vakit.
Hava sıcak, hava nemli, hava nefessiz. Gözler soğuk, gözler kuru, gözler sessiz. Bir çark dönüyor herkesten habersiz. Silinmiş sanki geride kalan her iz.
Atılan her adım sanki bir önceki ayak izini yok ediyor. Sanki insanlar birbirlerini kalabalığa hapsediyor.
Ve bir beden caddenin kıyısında durmuş, olan biteni seyrediyor. Öylece şaşkın, öylece menzilden aşkın, öylece kendi halinde. Etrafı inceliyor elleri cebinde. Gölgelerin gerçeklerini takip etmekte zorlandığı bir ortamda belli ki kendini sorguluyor. Ve bunca kalabalığın içinde yalnızlığı yaşıyor. Sonra usulca başını gökyüzüne çeviriyor. Yeryüzünü aydınlatma görevini en başarılı haliyle yerine getiren güneşe bakmak istiyor. Başını yukarı kaldırdıkça kısılan gözkapaklarına inat güneşin gözlerine odaklıyor bakışlarını, güneşin gözlerine salıyor ruhunun akışlarını. Daha önce hiç hissetmediği bir umut, bir ışık doluyor güneşin gözlerinden kendi gözlerine… Ve gözlerinden de yüreğine.-
“Duygusal insanlar hep geceleri yazar ve yaşar duygularını… “ diye biliriz ve söyleriz. Oysa yaşamın aydınlık yüzünü görmektir aslolan. Özellikle gecelerde kedimizle baş başa kaldığımız yalnızlık anlarımızda, ümit ve hayallerin koynuna sığınıp yazar, çizer, söyleriz kendi iç sesimizi. Işığı yıldızlarda, ay şavkında ararız. Hâlbuki gündüzün karmaşa ve koşturmacası içinde arada bir soluklanıp, kendimize “dur !” deyip başımızı gökyüzüne çevirebilsek, kim bilir ne ışıklar göreceğiz güneşin gözlerinde. Yürürken gözlerimizi arada bir yerdeki gölgelerden kaldırıp, onların müsebbibi olan gün ışıklarına yöneltebilsek bakışlarımızı, belki de o bakışlarımız yepyeni umutlarla dolacak veya eskimiş, unutulmuş, yitirilmiş umutları yeniden yakalayacağız.
Önemli olan bakmamız gereken yeri bilip, bakmamız gerektiği şekilde görebilmek değil midir?
|